Ebedi Takvim






Gezilecek yerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezilecek yerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yassıca ada(Alman adası)

22 Haziran 2011 Çarşamba

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sadece 12 TL’ye günübirlik tatil imkanı sunduğu Yassıcada turları başladı. 2001 yılından bu yana ekonomik ve güvenli koşullarda günübirlik tatil yapmak isteyen İzmirliler’in gözdesi olan Urla açıklarındaki Yassıcaada, yeni sezona yine iddialı başladı. Gidiş-dönüş vapur seferleri için sadece 12 TL ödeyen tatilciler, sezonun ilk haftasonunda adaya akın etti. Masmavi denizi, temiz kumsalı ve Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilen tesisleri ile ilgi çeken Yassıcaada’da buluşan vatandaşlar, kendilerini Urla’nın serin sularına bıraktı; güneşin, denizin ve kumsalın keyfini çıkardı. Su kaydırağından ve dubadan denize atlayan gençler, yaz sezonunu iple çeken Yassıcaada’yı şenlendirdi. Adanın günübirlik konukları, akşam İzmir dönüşünde ise adeta söz birliği etti: “Yine buluşmak üzere..”

Haftanın 6 günü sefer var
Yassıcaada’ya sefer yapan vapurlar, ortalama 500 yolcu taşıyor. Her yıl olduğu gibi, bu yıl da adaya Pazartesi hariç her gün gidilebilecek. Vapurlar salı, çarşamba, perşembe ve cuma günleri önce saat 08.45’te Karşıyaka İskelesi’nden, daha sonra ise saat 09.15’da Konak İskelesi’nden hareket edecek. Cumartesi ve pazar günleri ise talebe göre sefer yapılacak. Seferler, tek vapur olması halinde hafta içi tarifesine göre uygulanacak. Yoğunluk olması durumunda ise Karşıyaka ve Konak’tan birer olmak üzere toplam iki vapur saat 08.45’te kalkacak. Adadan dönüş saati 17.30. Biletler, bir önceki gün saat 22.00’ye kadar satılacak.

Ücretli sefer yapılmayan Pazartesi günleri, Büyükşehir Belediyesi’nin Önder Aile Projesi, Kardeş Aile Projesi, Abla-Ağabey-Kardeş Projesi’ndeki öğrenciler ve meslek kurslarına devam eden kursiyerler ile engelli vatandaşlar ile aileleri ücretsiz olarak adanın konuğu oluyor.

Her türlü olanak var
Temiz ve 400 metrelik kumsalıyla tatilcileri bekleyen Yassıcaada’daki aktivite ve olanaklar tatil köylerini aratmıyor. İskele, şezlonglar, gölgelikler, duşlar bulunuyor. Ada misafirleri, yiyeceklerini kendileri getirebilecekleri gibi yanlarında yük etmeden İzmir Büyükşehir Belediyesi Grand Plaza A.Ş. tarafından işletilen kafeteryadan alacakları sağlıklı ürünlerle karınlarını doyurabiliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, tatilcilerin hem adada hem de vapur yolculuğu sırasında güvenliğini de unutmadı. İstenmeyen durumlara müdahale edebilmek için özel güvenliğin yanısıra, cankurtaran, doktor ve hemşireden oluşan sağlık ekibi görev yapıyor. Adada bir de sürat teknesi hazır bulunduruluyor.

2001 yılından bu yana hizmet veren Yassıcaada’ya günübirlik tatil için, sadece 1,5 saatlik gidiş-geliş vapur ücreti olarak 12 TL alınıyor. 7 yaş ve altı misafirler, bu olanaktan ücretsiz yararlanıyor. Yassıcada tesisleri, geçtiğimiz sezon 40 bin 351 kişiyi ağırlamıştı.





Devamını görmek için tıklayınız !Yassıca ada(Alman adası)

Bergama(Antik Kenti)

16 Eylül 2010 Perşembe

BERGAMA HARİTA YOL TARİFİ

BERGAMA’NIN TARİHÇESİ
  • Tarih ve turizm kenti Bergama, insanlık tarihinden pek çok izler taşıyan bir şehirdir.
  • Bergama sahip olduğu, zengin tarihi ve kültürel değerleriyle; çocuklarımıza emanet edeceğimiz insanlığın çok değerli hazinelerindendir; tarihi mirasıdır.
  • Bergama’da ilk yerleşimler, MÖ 7. ve 6. yüzyıllara kadar gitmektedir. Bergama, günümüze kadar geçirdiği tarihsel süreç içinde pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış, her medeniyetin kendi kültürü doğrultusunda inşa ettiği tarihi ve kültürel değerleriyle, bugünkü önemine kavuşmuştur.
  • Bergama ve çevresi; Hellenistik, Krallık dönemini, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerini yaşamıştır. Bergama’da bu dönemlerde pek çok yapı inşa edilmiştir.
  • Bergama’nın asıl adı Luwi dilinde Paraga(u)ma öğelerinden üretilmiş “Yüksek Yerin Halkı” (nın kenti) anlamında, Pargama’dır.
  • Pergamon; Mysia’nın Hellenistik çağda büyük önem kazanmış bir kentinin, (şimdiki Bergama) adının, Helen ağzında büründüğü biçimidir.
  • Bergama kale anlamına gelmektedir. Şehrin ilk yerleşim alanıAkropol’dür. Akropol, bugün bütün görkemiyle Bergama’ya gelen konuklarını ağırlamaktadır.
  • Bergama, Lidya ve Pers egemenliğinden sonra MÖ 4. yüzyılda, Makedonya Kralı Büyük İskender’in egemenliğine girmiş, MÖ 283’ten itibaren ise 150 yıl boyunca Batı Anadolu’ya hükmetmeyi başararak, Helenistik dönemin en önemli gelişmiş kültür ve ticaret merkezi olmuştur.
  • MÖ 133’te Kral 3. Attalos’un vasiyetiyle Roma Devleti’ne devredilen Bergama, MS 395’te Bizans egemenliğine, Türklerin Anadolu’ya gelmesiyle birlikte de, Türklerin hakimiyetine girmiştir.
  • Bergamalılar, Hellenistik dönemin en görkemli yerleşim merkezlerinden olan Bergama Akropol’ünde; Zeus Sunağı’nı, Dionysos Tapınağı’nı, Athena Tapınağı’nı ve Demeter Tapınağı’nı inşa etmiştir. Bu yapıların içinde en önemlisi ise Zeus Sunağı’dır. Bu yapı Bergamalıların büyük zaferini sembolize etmekteydi. Heykelcilik sanatının ilk ve en güzel örnekleri yine Bergamalılarca bu Büyük Sunağın üzerinde uygulanmıştır. Bu yapı ne yazık ki bugün Almanya’nın Berlin Şehrindeki “Pergamon Museum”da sergilenmektedir.
  • 200 bin tomar kitaptan oluşan Büyük Kütüphane’de yine Akropol’ün önemli yapılarındandır.
  • Bergamalılar, parşömen kağıdından kendi icat ettikleri kitaplarla bu kütüphanede büyük bir kültür hazinesi yaratmışlar ve Mısır uygarlığı ile yarışmışlardır.
  • Bergama’daki bir diğer önemli yapı da Aslepion’dur. “Eczacılığın Babası” Hekim Galenos’un da kenti olan Bergama’da dönemin en büyük sağlık yurdu Asklepion, MÖ 4. yüzyıla uzanan geçmişiyle Sağlık Tanrısı Aslepieos’a adanarak yapılmış ve MS 5. yüzyıla kadar ünlü bir tedavi merkezi olarak etkinliğini sürdürmüştür.
  • Şifa havuzlarıyla cilt hastalıklarının ve telkin yoluyla psikolojik rahatlama tedavilerinin yapıldığı Bergama Asklepion’u; Kütüphanesi, Tiyatrosu, Asklepios Tapınağı ve Kutsal Bodrumuyla bugün konuklarını ağırlamaktadır. Her yıl, mayıs ayında dünyanın pek çok bölgesinden uzmanların katıldığı psikoterapi konferansları burada yapılmaktadır.
  • Bergama, hristiyanlık tarihi açısından da son derece önemli bir yer olarak bilinmektedir. Roma’nın Asya bölgesinde Kutsal Kitap İncil ilk kez Bergama’da görülmüştür. Bunun nedeni, ilk yedi kiliseden birisi olan Bazilika’nın Bergama’da bulunmasıdır.
  • Mısır Tanrıları tapınağı olarak yapılan Serapeion (Bazilika) daha sonra St. Jean Kilisesi olarak Hıristiyanların dinsel mekanı olmuştur. Aynı yapının avlusunda şimdi de Müslümanların dinsel merkezi olan Kurtuluş Cami bulunmaktadır. Bu yapı Bergama’da dinsel hoşgörünün en güzel bir örneğidir.
  • Bazilika halen ayakta durmakta ve Anadolu’daki hayatta kalan en yüksek yapılardan birisi olarak varlığını korumaktadır.
  • Dev Roma Tiyatrosu, Amfiyatroları, Stadyumları ve Tümülüsleriyle Bergama adeta bir “Açık Hava Müzesi” gibidir. Bu görkemli kenti her yıl bir milyon insan ziyaret etmektedir.
  • Türkiye’nin önemli tarih ve turizm kenti Bergama, insanlık tarihine kattığı pek çok ilk ve yenilikle de adından sıkça söz ettirmektedir.
  • Bergama’nın insanlık tarihine kattığı ilkler şöyledir:
1- Deriden kağıt yapımı olan, ilk Parşömen,
2- 200 bin ciltlik kitaba sahip olan, ilk Asya Kütüphanesi,
3- İlk büyük sağlık yurdu (hastane), Aslepion,
4- İlk telkinle tedavi yöntemi olan, Psikoterapi,
5- Müzik, tiyatro, spor, güneş ve çamurla yapılan, ilk doğal tedavi,
6- Bitkisel ilaçlarla tedavi şekli olan ilk Farmakoloji,
7- İlk afyon maddeli ilaç,
8- Sağlık altyapısı olan, ilk kent hijyeni,
9- İlk tıp ve eczacılığın simgesi olan, Yılanlı Sütun,
10- İlk mühendislik olan, “U” borusu yöntemi ile Trigonometri,
11- İlk kent imar yasası,
12- İlk kent çarşı-Pazar yasası,
13- İlk komün devleti,
14- İlk grev ve toplu sözleşme, (MÖ 248’de ücretli askerlere, 1. Eumenes haklarını vermiştir)
15- İlk dört tiyatrolu kent,
16- İlk ve en dik tiyatrolu kent,
17- İlk meslek sendikaları ve sendika konfederasyonu,
18- İlk üç dereceli öğretim, (ilk, orta, lise)
19- İlk ve en büyük sunak, Zeus Suağı,
20- İlk kazı müzesi, (Arkeoloji deposu ve sonra müze)
21- İlk ahşap sahneli tiyatro,
22- İlk yedi kiliseden birisi, Bazilika,
23- İlk batı Türkçesi grameri, (Bergamalı Kadri Efendi’nin Müyesseretü’l Ulum adlı yapıtı)
24- İlk işgali kıran kent, (15 Haziran 1919) ve
25- İlki 1937 yılında düzenlenen, ilk yerel festival yapan şehir.

M.Ö. 7.yy´da sur duvarlarιnιn insa edildiği saptanan sehirde Pers, Büyük Iskender, Frigya, Trakya Krallιğι, Selevkos Krallιğι, Roma ve Bizans Dönemlerinin izini tasιr. 1302 yιlιnda Bizans´dan Karasi Oğullarι Beyliğine ve 1341´den sonra da Osmanlι’lara katιlmιstιr.

Bergama 19 Haziran 1919 tarihinde Yunanlılar tarafından işgal edilmiş, 14 Eylül 1922 tarihinde de bağımsızlığına kavuşmuştur.



ASKLEPİON

Bergama Asklepion’u (Eskiçağ’da Epidaurus ve Kos’taki örneklerine eşdeğer önemde bir sağlık tedavi merkezi idi) Antik Çağ tarihçilerinden Pausanias’a göre Bergama’da ilk Asklepios Tapınağı M.Ö 4.yy’ın ilk yarısında, bugün Ayvazali olarak bilinen yerde kurulmuştu ve MS 4 yy.’a kadar etkinliğini sürdürmüştür.
Bergama Asklepion’u (Eskiçağ’da Epidaurus ve Kos’taki örneklerine eşdeğer önemde bir sağlık tedavi merkezi idi) Antik Çağ tarihçilerinden Pausanias’a göre Bergama’da ilk Asklepios Tapınağı M.Ö 4.yy’ın ilk yarısında, bugün Ayvazali olarak bilinen yerde kurulmuştu ve MS 4 yy.’a kadar etkinliğini sürdürmüştür. Kazılarda kutsal yerin M.Ö 4 yy’dan beri var olduğu ve Hellenistik Dönemde geliştiği saptanmıştır. Ancak Asklepion en parlak devrini M.S II. yy’da yaşamıştır.

Roma Çağında şehirden Asklepion’a 900m uzunluğunda (750 m.si andazitten üzeri tonoz ile örtülü, 150 m.si korint sütunları ile oluşmuş stoalı) bir kutsal yol ile gidilirdi. Kutsal yol propylon (anıtsal kapı-giriş) avlusunda son bulurdu. Propylon avlusunun üç yanı Korint tarzında sütunlu galerilerle çevrilidir. Propylon M.S 2.yy ‘da bir tarihçi olan Konsül Claudius Charax tarafından yaptırılmıştı.

Asklepios Kutsal Alanı, galerili avlusu, 3500 kişilik tiyatro yapısı, İmparator Hadrianus’a ait kült salonu, kütüphanesi, yuvarlak planlı Asklepios Tapınağı, ile Roma Dönemi’nde oldukça önemli bir sağlık merkeziydi. Güney kesiminde Hellenistik Dönemden kalma üç küçük tapınak ile uyku odaları, kutsal kaynak ve havuzlar bulunmaktadır.

M.S.2..yüzyılda Roma Döneminde, buradaki yapılar yenilenmiş, onarılmış ve kuzey galerinin batı ucuna 3500 kişilik ve Romanın Anadolu’daki ilk üç katlı sahneye sahip olan tiyatrosu ile bir kütüphane (Flavia Melitine tarafından finanse edilerek), Batı galerisinin güney ucuna Latrinler eklenmiştir. Helenistik dönemde yapılmış olan tapınakları ile çeşme, Roma döneminde de işlevini sürdürmüştür. Asklepion kutsal alanı Hristiyanlık dönemine kadar önemini korumuştur. Kutsal kaynak yanında burada tedavi gören hastaların soğuk ve sıcak havadan korunmasını sağlamak amacıyla uzun bir yer altı tüneli yapılmıştır.

Bu yer altı tünelinin hemen kuzeyinde yuvarlak planlı Asklepios Tapınağı yer alır. (Bu 24 m. Çaplı) tapınak Roma’daki Pantheon örnek alınarak M.S 150 yıllarında Konsül L.C Rufinus tarafından yaptırılmıştır. Sütunlu bir girişi bulunmaktadır. Tapınağın içinde dönüşümlü olarak 7 tane niş sıralanmaktadır. Girişin karşısındaki nişte tanrı Asklepios’un Kült Heykeli bulunmaktaydı.

M.S II. yy ortalarında burada 13 yıl kalmış olan Antik dönem yazarlarından, P.Aelius Aristides’in Hieroi Logoi (Kutsal Sözler) kitabından tedavi şekillerini ve yöntemlerini öğrenmekteyiz. Asklepion sağlık merkezi’nde genellikle telkin, hidroterapi ve fizyoterapinin bugün halen kullanılmakta olan çeşitli şekilleri uygulanmakta idi. Kutsal sudan içilmesi, su ve çamur banyoları, açlık-susuzluk kürleri, şifalı otlar, kremlerle yağlanma başlıca tedavi yöntemleri idi. Ayrıca gerektiğinde ameliyat yapıldığı da bilinmektedir.

Kült yolu ile kurulmuş (günümüzde bilinen) 19 Asklepios mevcuttur. Bunlardan biri İtalya (Roma)’da, İkisi Anadolu (İstanköy-Kos- adası ve Pergamon) da, kalan 16 merkez Yunanistan (Atina, Trikka, Korintos, Patras ve Epidauroas vb.) dadır.

SERAPEİON (Kızıl Avlu)


Binanın tamamının kırmızı tuğladan yapılmış olması ve büyük ön avlusu sebebi ile tapınak halk arasında “ Kızıl Avlu” olarak adlandırılmıştır.
Binanın tamamının kırmızı tuğladan yapılmış olması ve büyük ön avlusu sebebi ile tapınak halk arasında “ Kızıl Avlu” olarak adlandırılmıştır. Avlusu, yüksek duvarlarla dışarıya kapalı idi. İç kısmının andezit sütunlu galerilerle çevrili olduğu kabul edilir. Tapınağa, avlunun batı cephesinde yer alan üç anıtsal kapıdan girilmektedir. Bu girişin halen bir kısmı ayaktadır.

Roma Dönemi’nde Mısır Tanrılarına verilen önem sebebi ile tapınak aşağı Bergama kentinin tam merkezine inşa edilmiştir. Tapınak avlusunun oluşmasına engel teşkil eden Selinos çayının üzerine 194 m uzunluğunda iki adet, (kesme taş) tonozlu tünel inşa edilmiş ve 100X260 m. Ebatlarında düz alan elde edilmiştir. 62X25 m ebatlarında 19 m yüksekliğindeki ana binanın tuğla duvarlarının üzeri ve taban mermer kaplanmıştır. Tapınağın önünde, tapınak ile aynı aks üzerinde avluya doğru çıkma yapan bir propylon ve gerisinde devasa bir tapınak kapısı yer almaktadır. Kutsal mekanın sadece ön tarafı pencerelerle aydınlatılmış, kült heykelinin bulunduğu arka kısmın yarı aydınlık olmasını sağlamak amacıyla pencere yapılmamıştır. Yanlardaki 15 m. Çapında, 19 m yüksekliğindeki yuvarlak, taş yapıların ve avluların bazı bölümlerinin altında tapınağın içindeki 10X12 m ebatlarında, 1,5 m yükseklikte platforma uzanan gizli geçitler ve merdivenler yer almaktadır.. Muhtemelen bu geçitlerden ilerleyen tapınağın başrahibi içi boş olan kült heykelinin baş kısmına yükselerek oradan halka tanrı adına telkinlerde bulunuyordu. Tapınağın üzerini örten, iki eğimli, çok sağlam, ahşaptan bir çatı iskeletinin bulunduğu söylenmektedir.

Kült ve sanat tarihi verilerine dayanarak tapınağın M.S 2. yy’da muhtemelen İmparator Hadrian döneminde inşa edildiği ve Mısır tanrıları hem Serapis hem İsis’e itaf edildiği söylenebilir. Ancak tapınağın iki yanındaki yuvarlak yapılarda kült mihraplarının bulunmasına karşılık yan tanrıların kimler olduğu bilinmemektedir. Ana binanın iki yanı mısır tarzı heykel sutünlar (Karyatid - mimaride, taşıyıcı nitelikte kadın heykeli biçiminde sütunlara verilen isim) konmuştur.

Erken Bizans döneminde kutsal mekanın içinde önemli tadilatlar yapılarak kiliseye çevrilir ve Apostel Johannes’e sunulur. Roma döneminde kullanılan orta platform kaldırılmış Bina içine iki sıra sutün ilave edilmiştir. Tapınak Anadolu’daki erken yedi kiliseden biri olarak kullanılmaya devam etmiştir. Osmanlı döneminde Ana binanın iki yanındaki silindirik yapılardan kuzeydeki, camiye (Kurtuluş Camii) çevrilmiştir.


AKROPOL


Pergamon’da doğal bir düzlüğün olmaması yerleşimin en erken evresinden itibaren arazi teraslaması yapılmak suretiyle yer kazanılmasını gerekli kılmıştır. Azalan inşaat alanları ve yıllar içerisinde artan ihtiyaçlar, sebebi ile eski terasların yeni teraslar içerisinde eritilmesine sebep olmuştur.
Pergamon’da doğal bir düzlüğün olmaması yerleşimin en erken evresinden itibaren arazi teraslaması yapılmak suretiyle yer kazanılmasını gerekli kılmıştır. Azalan inşaat alanları ve yıllar içerisinde artan ihtiyaçlar, sebebi ile eski terasların yeni teraslar içerisinde eritilmesine sebep olmuştur. Bu da, şehrin en erken tarihi hakkındaki yeterli ipuçlarının bulunamamış olmasının başlıca sebebidir.

Kalede tespit edilen en eski yerleşim yerleri M.Ö 7.- 6. yy ‘lara tarihlenmektedir. Kent, başından beri iki ana kısımdan oluşan bir yapılar bütünü idi. Bunlar dağın en tepesinde yer alan ve kendi surları olan Kale (Yukarı kent) ile güneyde daha yumuşak ve meyilli yamaçta yer alan ve sur duvarı ile çevrili bir Aşağı Kent idi. Konut alanları gerek büyüklük gerekse yayılma açısından siyasal ve ekonomik koşullara göre birçok değişikliklere uğramıştır.

Athena Tapınağı, yukarı kentin en eski tapınağıdır. .Pergamon’un kent surları, en geniş dönemine II. Eumenes zamanında ulaşmıştır. II. Eumenes Devrinin en önemli yapıları arasında Galatların mağlup edilmesi anısına inşa edilen Zeus Sunağı, Athena Tapınağının propyloionu (anıtsal kapı) ve onu çevreleyen stoaları; 200.000 kitap rulosunun muhafaza edildiği ünlü kütüphane, büyük saray ve kent surları yer alır.

Bu gelişme dönemi sırasında, daha önce inşa edilmiş olan Athena Tapınağı ile 15.000 seyirci kapasiteli antik çağın en dik tiyatrosu korunmuş, Tiyatro terasının kuzey ucunda yer alan Dionysos Tapınağı güney tarafında ise Yukarı Agora yer almaktadır. Kent bu çekirdeğin üç bir tarafında yelpaze biçiminde açılan bir plan düzeni içersinde gelişmiştir.

Yukarı şehir daha çok kral aileleri ile ileri gelenlerin, aydınların, komutanların ikamet ettiği bir merkez idi. Bu nedenle burasının resmi bir karakteri vardır. Kentin orta kesiminde kuzeyden güneye doğru Hera ve Demeter Kutsal alanları, Asklepios Tapınağı, Gymnasionlar ve kent çeşmesi yer almakta idi. Bu yönü ile orta kentte, yönetim ile doğrudan ilgili olmayan yapılarla, halkın rahatlıkla girip çıktığı toplantı yerleri bulunmakta idi.

Aşağı kentte Aşağı Agora, orta ve yukarı şehre çıkan ana yolun iki yanında sınırlanan çok sayıda dükkân ve Attalos evi olarak adlandırılan peristylli evler yer alır.

Yukarı şehirdeki agora, konumu ve işlevi bakımından hem çok yükseklikte idi, hem de sadece devlet işlerine ayrılmış idi. Bu bakımdan, II. Eumenes’in yönetiminin ilk yıllarında inşa edilmiş olan Aşağı Agora kentin ticaret merkezi konumunda idi.

Kenti bir baştan bir başa kat eden geniş ve düzgün rampalı yol, aşağı şehirde Eumenes kapısında başlar, birkaç zigzag ve orta kent yerleşim bölgesinde büyük bir kavis yaparak kent dağının güney yamacından yukarı şehre ulaşır.

M.S. II. yy ’da İmparator Traianus ve Hadrianus yönetiminde Pergamon parlak bir dönem yaşamıştır. Kent artık sur duvarlarının dışına taşıp ızgara planlı bir yapılaşma ile ovaya kadar yayılmıştır. Genişlemenin en önemli yapısı Serapis ( Kızıl Avlu) tapınağıdır. Roma kentine Roma tiyatrosu, amfitiyatro ve stadion da dahil edilmiştir.

Buradaki yapıları kısaca tanımlayacak olursak;

HEROON


Pergamon Kralları I. Attalos ve II. Eumenes ‘in kültü olduğudu bilinmektedir.18x21 m boyutlarında çevresi sütun ile çevrili bir yapıdır. Ana girişi güney batıda olup; ayrıca kuzeybatı da bir kapısı daha vardır. Asıl odası, avludan ayrılmış geniş bir ön galerinin arkasındadır. Roma döneminde duvarları mermer kaplanmıştır. Heroon ‘da gömüte rastlanılmamıştır. Kuzeyinde ise dizi dükkan sıralanır.

ATHENA KUTSAL ALANI


Tiyatro terasının üstündedir. Günümüzde yalnızca temelleri kalan Bergama ‘nın en eski tapınağıdır. Bölümlere ayrılmış cellası (kült odası) ile Dor düzeninde bir peripteros (tapınağının etrafını 1 sıra sütun ile çevreleyerek elde edilen plan tipi. daha çok, küçük planlı tapınaklar için kullanılmıştır. en çok tercih edilen plan tipidir) tarzında hazırlanmıştır. Tapınak, Zeus ve Kent tanrıçası Athena'ya adanmıştı. Sütunlu galeriler ve giriş yapısı II. Eumenes döneminde kralın Galatlar, Makedonyalılar 'a karşı kazandığı başarılarının anısına yapılmıştır. İki katlı galerilerin, üst katları İon, alt katları Dor düzenindedir. Arka duvarlarda heykel konulması için nişler vardı. Üst katlardaki mermer korkuluk yüzeylerinde, kabartma olarak düşman silahları betimlenmiştir. Yapıyı; Kral Eumenes'in Athena'ya adadığı sanılmaktadır.

KÜTÜPHANE


II. Eumenes tarafından kuzey galerinin doğusuna Helenistik Dönem 'de yaptırılır. Carl Humann ve Prof. Conze’nin 1880 kazılarında ortaya çıkardıkları Kütüphane, Athena Kutsal alanındaki Kuzey galerisinin 1. katından girilen ve yan yana dizilmiş 3 odadan oluşuyordu. Büyük odaya, Raflar; kitapları nemden korumak için duvardan 50 cm boşluk bırakılarak yerleştirilmişti. Salon, tavana yakın olarak açılmış pencerelerden ışık alıyor, diğer odalar ise depo olarak kullanılıyordu. Pergamon, M.Ö. 133'de Roma egemenliğine geçtiğinde Antonius tarafından, Mısır Kraliçesi Kleopatra 'ya armağan edilen Bergama Kütüphanesi‘nde çok az rulo kalmış, bunlar M.S.700’e kadar korunabilmişlerse de daha sonra kalanlar da yok edilmiştir.

SARAYLAR


Üst kentte, Athena Tapınağı ve kitaplığı çeviren galerinin doğusundaki yapılar, Helenistik dönem Pergamon krallarının kullandıkları saraylardır. Saraylar, tapınaklara göre oldukça sade yapılardır

DEPOLAR/ARSENALLER


Yukarı kentin kuzey kenarında, birbirine koşut beş uzun yapıdan oluşmaktadır I. Eumenes döneminde yapımına başlanıp, II. Eumenes döneminde son biçimini almıştır. Depolar dizilişleri ile savunma duvarları oluşturuyordu.

SU YOLLARI


Helenistik su yolları MÖ II.-III. yy. ‘da yapılmıştır. Tek kol olarak başlar üç kol halinde devam eder. 50-75 cm uzunluğunda 200.000 toprak künkten oluşmaktadır. Madra Dağı'ndan Yukarı Kent'in karşısındaki depoya gelen su buradan tunç borularla kente dağıtılmaktaydı. Depoların kuzeyinden görülen ve MS. II. yy. ‘da yapılan su kemerlerinden üç katlı olanı 540 m uzunluğu, 35 m yüksekliği ile Roma su kemerlerinin en büyükleri arasındadır. Ayrıca su kemerlerinin yanında yapılan çift hatlı pişmiş toprak su boru hattının yaklaşık 70 km. olduğu bilinmektedir.

TRAJANEUM/ TRAIAN TAPINAĞI


Akropolde 1883-1885 yıllarında yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır. Akropolün en üst kısmına yapılan tapınak için öncelikle güçlü alt taşıyıcı sistem (kemerli yapı) yapılmıştır. Tapınağın üç tarafı (kuzey, güney ve batı olmak üzere) galerilerle çevrilidir. Tapınak Roma İmparatoru Traianus için yapılmaya başlanılmış, İmparator Hadrianus döneminde bitirilmiştir.

TİYATRO VE TİYATRO TERASI


Akropol’un çok dik olan batı yamacında yapılmıştır. Dikliği bakımından dünyanın en dik (yaklaşık 70 derece) tiyatrosudur. Büyüklüğü bakımından da ender tiyatrolardan biridir. II.Eumenes'in krallığı döneminde yapılmıştır.Helenistik dönem mimarisini yansıtan bir yapıdır. 80 sıralı seyir bölümünün en üst sırası ile orkestra arasında 36 m. kot farkı vardır.

DIONYSOS TAPINAĞI


Helenistik dönemde M.Ö. III.yüzyılda, tiyatro terasının kuzey ucuna yapılan iyon düzenindeki tapınak, ilk yapılışında andezit taşındandı. Roma döneminde Roma İmparatoru Carcalla (M.S.211-217) tarafından bütünüyle mermerle kaplanmış, prostylos (önünde sütunlu bir sundurması bulunan tapınak) plana dönüşmüştür.

YUKARI AGORA (PAZARYERİ)


Zeus sunağının güneyinde, bir teras aşağıdadır. Agora kare biçimindedir.

DEMETER KUTSAL ALANI


100x50m'lik alana kuruludur. Helenistik dönemde andezitten inşa edilmiş olan tapınak, Roma döneminde mermer sütunlar eklenerek prostylos (önünde sütunlu bir sundurması bulunan tapınak) plana dönüşmüştür. Andezit sunağın iki yanı, kabartma kıvrımlarla bezelidir. Helenistik dönemde yapılan galeriye Roma döneminde Korinth yada İon düzeninde ekler konulmuştur. Galerinin doğusunda, dinsel oturma törenlerin izlenmesi için 800 kişilik oturma yeri bulunmaktadır.

HERA KUTSAL ALANI


Gymnasion'un kuzeyinde, iki teras üstündedir. Ön odanın baştabanındaki yazıtta, II. Attalos döneminde Hera Basilea için yapıldığı yazılıdır. Tapınak, podyum üstünde, iki yanı korkuluklarla çevrili dört sütunlu Dor düzeninde ve yapının ön yüzü güneye dönüktür. Tapınağın batısında yuvarlak oturma bankı ile heykel kaidesi, doğusunda sütunlu galeri yer alır.

ZEUS SUNAĞI


Athena tapınağının güneyinde, bir terastadır. Helenistik dönem, anıt mimarisinin ve heykeltraşçılığının en güzel örneği olan ve Athena' ya adanan yapıt, II.Eumenes zamanında, Galatlara karşı kazanılan zaferin anısına yapılmıştı. Temelin üzerindeki 120 m uzunluğunda, 2.30 m yüksekliğindeki kabartmalı frizde Gigantlarla Olymposlu tanrıların savaşı ile ilgili sahneler betimlenmiştir.

ALLİONAİ (Paşa Ilıcası)


İzmir ili, Bergama ilçesi sınırları içinde, Bergama-İvrindi karayolunun 18. km.'si, Bergama'nın kuzeydoğusunda, Yortanlı Barajı gölet alanının tam ortasında, Paşa Ilıcası Mevkii’nde yer alan antik bir yerleşmedir.
İzmir ili, Bergama ilçesi sınırları içinde, Bergama-İvrindi karayolunun 18. km.'si, Bergama'nın kuzeydoğusunda, Yortanlı Barajı gölet alanının tam ortasında, Paşa Ilıcası Mevkii’nde yer alan antik bir yerleşmedir. 1998 yılından bu yana da Paşa Ilıcası merkez olmak üzere, baraj gölet alanı içinde kalan alanda kurtarma kazı çalışmaları devam etmiştir. Ortaya çıkarılan Termal Yerleşme, yaklaşık 30.000 metrekare civarında bir alanı; termal yapı ise yaklaşık 10.000 metrekarelik alanı kaplar.

Antik yazarlardan P.Aelius Aristides’in "Hieroi Logoi" (Kutsal Anlatılar) adlı eserinde, Allianoi olarak bahsi geçen sağlık merkezinin burası olduğu düşünülmektedir. Bu antik kaynak haricinde henüz, antik yazarlarda veya epigrafik buluntularda, Allianoi hakkında başka bilgiye ulaşılamamıştır. Allianoi, “Sağlık Tanrısı Asklepion’un yurdu” olarak bilinmektedir. Prehistorik, Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı Dönemlerinde kullanılan ve 45 derece sıcaklığında kültürlü su çıkan bu şifa merkez, yıllarca hidroterapi merkezi olarak hizmet vermiştir (Kaplıca suyunun 45-47 °C arasında sıcaklıkta olduğu, romatizmal hastalıklara ve kadın hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir).

Yapılan çalışmalar sonucunda; çay suyunun, yapının tam ortasında bulunan tonozlar aracılığı ile alttan geçtiği saptanmıştı. Güneydeki binalar ile kuzeydeki kalıntılar arasındaki bağı oluşturan tonozun da bir ayağı dere yatağında saptanmıştı. Çayın getirdiği alüvyon dolgu, bu yıkılan tonozun kalıntılarını kısmen kapatmıştır. Bergama'da halk arasına 'ne yerde ne gökte' diye bilinen Kızıl Avlu'nun altındaki çift kemerli tonoz sistemi burada da uygulanmıştı.

Roma İmparatorluk Dönemi’nde (M.S. 2. yüzyıl) kült merkezi alanında, büyük bir bayındırlık faaliyeti yaşanmıştır. Kült merkezi alanında mevcut binaların büyük bir kısmı bu döneme aittir. Ilıcanın yanı sıra, köprüler, caddeler, sokaklar, insula yapıları (Antik Roma'da, görünen çok katlı bir yapı çeşididir), geçiş yapısı, propylon (Anıtsal kapı), ve Eksedra tipinde(yarım daire), apsidal planlı bir nympheum (yunan Mitolojisi’ndeki su, orman ve dağ perileri olan nymphlere adanmış anıtsal çeşme yapılarıdır, sütun ve heykellerle süslenirler) bu dönemde yapılmıştır.

Bizans Dönemi, yoğun yerleşimin görüldüğü ancak, sosyo-ekonomik açıdan son derece zayıf bir dönemdir. Bizanslılar, Roma Çağı’na ait heykeltıraşlık eserlerini ve mimarlık kalıntılarını tahrip edip, devşirme malzeme olarak kullanmaya başlamışlardır. yeni ve daha basit mekanlar inşa edilmiştir. ılıcanın ve nympheum da ihtiyaçlara uygun küçük değişiklikler yapılarak kullanılmaya devam etmiştir. Bazilikal planda büyük bir kilise inşa edilmiştir. Yerleşmenin içinde ve yakın çevresinde de şapeller yapılmış, ayrıca bu dönemde metal, seramik ve cam atölyeleri kurulmuştur.

Osmanlı döneminde Paşa Ilıcası, Aydın Salnameleri’nde bahsedilmektedir. Ancak, merkez yoğun bir şekilde kullanılmamıştır. (Osmanlı dönemine ait birkaç sikkenin dışında iz yoktur). 20. yüzyıl başlarında bölge kaymakamı Kemal Bey, büyük havuzun bulunduğu yerin kısmen yeniden kullanıma açılmasını sağlamıştır. Ilıcanın batısındaki Roma köprüsünün, Osmanlı döneminden 1979 yılına kadar Bergama-İvrindi arasında kullanıldığı anlaşılmaktadır.

20. yüzyılın başında kısmen temizlenmiştir, ancak sonra yeniden yaşanan sel nedeniyle 1950’li yıllara kadar atıl durumda kalmıştır. 1992 yılında, Bölge Karayolları Müdürlüğü mevcut Roma Köprüsü yanına yeni bir köprü inşa edilmiştir. Aynı yıl ılıcanın restorasyonu İzmir Valiliği tarafından İzmir İl Özel İdaresi aracılığı ile ihaleye verilmiştir. Bir yıl süren restorasyon işlemleri sırasında, ılıcanın üzerine modern bir bina yapılmıştır. Bu tarihten itibaren işletmeye verilmiş, Şubat 1998’de yaşanan ağır bir sel taşkını ile tesis yeniden kullanılamaz duruma getirmiştir. Çayın güneyinde ise özel şahıslara ait olan arazide tarım yapılmıştır. Bu onarımlarda ilave edilen modern binaların büyük bir bölümü 2003 yılı çalışmaları sırasında kaldırılmış ve antik ılıca mekanları ortaya çıkarılmaya başlanmıştır

KİBELE TAPINAĞI Kapukaya Köyü)


Kozak Yaylası istikametinde asfalt yoldan 10 km. kadar ilerleyince, keskin viraja varmadan sol taraftaki sarp kayalıklara ulaşılır. Burada yaklaşık 100 metre kadar yükseklikte Kibele Tapınağı bulunur.
Kozak Yaylası istikametinde asfalt yoldan 10 km. kadar ilerleyince, keskin viraja varmadan sol taraftaki sarp kayalıklara ulaşılır. Burada yaklaşık 100 metre kadar yükseklikte Kibele Tapınağı bulunur.

Kibele, ilkçağ Anadolu'sunda bolluk ve bereket simgesi olan Ana Tanrıçadır. Bergama'ya bağlı olan Kapukaya Köyünde Tanrıça Kibele'nin kutsal alanı bulunur. Tapınak alanına çıkmak için ana kaya yontularak basamaklandırılmıştır. Kutsal alan kayası oldukça muntazam bir şekilde oyulmuş, usta bir taş yontuculuğu dikkat çekmektedir. Kutsal alanda adak yerleri ve kurbanların asılması için açılmış oyuklar ile yağmur suyunun toplanması için yapılmış bir sarnıç bulunur. Osman Bayatlı buranın daha sonraki devirlerde sarnıç olarak kullanılmaya devam ettiğini söyler. Bu alanın tarihi süreç içersinde değişik uygarlıklarca gözetleme ve haberleşme amacıyla kullanıldığı bilinmektedir.
Devamını görmek için tıklayınız !Bergama(Antik Kenti)

Ilıca Kaplıcaları – Şifne – İzmir

17 Nisan 2010 Cumartesi

Sıcak ve şifalı deniz
Aniden bastıran bunaltıcı sıcaklar insanı ister istemez biraz daha serin, esintili, rahat nefes alınabilen yerleri aratıyor. Sıcak ve soğuk suların cenneti olan Ilıca’da böyle bir tatil beldesi. Tatil, spor, şifa arayanlara önerilen tek adres var; Ilıca…

Ilıca’yı anlatmak için sıcak deniz ve rüzgarın tatlı bir karışımı demek hiç de yanlış olmaz. Ilıca, orman içi piknik alanı, sakin atmosferi ve eşsiz koy manzarası ile tatil için ideal bir bölge. Sokaklarında, tıpkı İtalya’nın Trieste kentinde olduğu gibi motosikletli genç kızların turladığı, gençlerin günün her dakikasını dolu dolu yaşadığı Ilıca’da orta yaşlılar ve emekliler de günün her saatini denizde ya da kaplıcalarda geçiriyorlar. Ilıca’nın pazarı Cumartesi günleri Alaçatı’da kuruluyor. Tarihe meraklı tatilcilerin, Ildırı ve Erythrai antik kentine bir yolculuk yapmaları mümkün. Öte yandan kaplıcaları ile ünlü Şifne de Ilıca’ya çok yakın. Sörfçüler ya da sörfçüleri izlemeyi sevenler Türk ve Alman hocaların hizmet verdiği Alacalı Sörf İstasyonu’na giderek meraklarım giderebilirler.

Ata’nın cumbalı odası
Geçmiş yıllarda kara yolundan çok deniz yoluyla ulaşımın tercih edildiği Ilıca, Atatürk’ü de konuk etmiş. Atatürk’ün Ilıca’da bulunduğu süre içinde kaldığı deniz kenarındaki tarihi Rasim Palas oteli yer alıyor. Ilıca’nın ağırladığı bir başka ünlü ise Adnan Menderes. Ilıca’nın gelişmesinde, arkadaşlarıyla birlikte sık sık Ilıca’ya gelen ve burada 450 evden oluşan bir de site yaptıran Adnan Menderes’in büyük payı var. Türkiye’nin en güzel ve temiz plajlarından birine sahip olan Ilıca sahili sürekli esen poyraz nedeniyle serin. Ancak deniz suyu poyrazın yüzeydeki sıcak suyu sahile taşıması nedeniyle sıcak. Kış mevsiminde ise dalgalar kumları sahile yığıyor, hatta villaların bahçelerine kadar taşıyor. Bu nedenle sezon basında Ilıca sakinlerinin ilk yaptığı iş, sahilin düzenlenmesi ve temizliği ile ilgilenmek. Ilıca’nın şifalı suları Osmanlılar zamanında keşfedilmiş. Yörenin tarihi ile ilgili iki rivayet var. Bunlardan ilkine göre Mısır valisi Tosun Paşa çaresi olmayan bir hastalığa yakalanır. Paşayı tedavi etmeyi başaramayan doktorlar sonunda methini duydukları Ilıca’ya gitmesini tavsiye ederler. Tosun Paşa Ilıca’ya gelir ve uzun süre Ilıca’nın şifaları sularında derdine çare arar. Tosun Paşanın çabaları sonuçsuz kalmaz ve amansız denilen hastalıktan kurtulur. İyileşmesinin verdiği sevinçle de Ilıca’ya bir çeşme yaptırır.
Midyeleri söken sular
Ilıca’nın tarihine ilişkin ikinci öyküye göre , Osmanlı donanması, uzun süren deniz seferlerinden sonra teknelerin altına yapışan midye ve yosunlardan kurtulabilmek için Ilıca açıklarındaki Yıldız Burnu’na gelir ve gemileri burada demirlermiş. Tepelerden inen sular yer altında ısınıp, kazandığı minerallerle birlikte tekrar denizin içinden kaynar ve bu kükürtlü sular teknelerin dibindeki yosunları da, midye kabuklarını da çözermiş. İşte Osmanlılar döneminde teknelerin demirlediği bu Yıldız Burnu’ndaki irili ufaklı havuzcuklarda şimdi ülkenin dört bir yarımdan gelen insanlar şifa arıyorlar. Denizden çıkan sıcak su kaynaktan nedeniyle bu havuzcuklar günümüzde kaplıca havuzu gibi kullanılıyor. Her yaştan ve her türlü derdine şifa arayan insanların içinde keyifle oturdukları bu havuzcuklardan uzaklaşıp, denizde serinlemek isteyenlerin ise birkaç kulaç atmaları yeterli. Tatilde dinlenmenin yanı sıra eğlenmek de isteyenler çeşitli barlar ve diskolar çılgın eğlencelere sahne oluyor.
Ilıca ve Şifne Kaplıcaları, Çeşme deniz olanaklarını bütünleyen ve Çeşme'yi turizm değerleri bakımından zenginleştiren doğal kaynaklardır. Son yıllarda bazı modern turistik tesislerin bünyesine taşınan kaplıca suyunun, uzman doktorlar tarafından denetlenerek kullanılan bir sağlık aracı olarak değerlendirilmesi, Çeşme'yi kış turizmi için de aranan bir merkez haline getirmiştir.

ŞİFALI KAPLICALAR
Çeşme'deki termal kaplıcalar sıcaklıklarına göre iki gruba ayrılır.

a-) Sıcaklığı 20 santigrad derecenin altında olanlar. (İçmeler)
b-) Sıcaklığı 20 santigrad derecenin üstünde olanlar. (Kaplıcalar)

Ilıca ve Şifne kaplıcaları, çok eski devirlerden beri bilinen ve kullanılan kaplıca merkezleridir. Suların çoğunluğu sıcak ve sodyum klorürlü 42 ile 55 derece arasında bulunan sular sınıfına girmektedir. Bu iki yörede pek çok kaynak vardır. Bir kısmı denizin içinde kaynayan bu suların en önemlisi TOPAN ve HAMİDİYE adı verilen esas kaynaktır. Otel ve pansiyonların çoğuna ve yanındaki hamama sıcak su bu kaynaktan gitmektedir. Şifne'de içme olarak kullanılan ve sıcaklıkları nisbeten az olan (19 - 25 derece) aynı bileşime sahip iki ayrı kaynak mevcuttur. Total mineralizasyonları 33 gr/lt. ye kadar çıkmaktadır.
Ilıca ve Şifne suları, karadaki kaynaklardan başka, deniz içinde çeşitli yerlerden de çıkmakta ve bu yörenin plajlarını besleyerek mineral bakımından zenginleştirmektedir. Bu doğal oluşum, Çeşme plajlarına, sağlık açısından eşsiz bir değer kazandırmaktadır. Bu kaplıca suları tuzlu sular sınıfına girmektedir. Tuzluluk derecesi deniz suyunun yoğunluğuna yakındır. Litrede 27 gr.'ın üstünde bulunan bu tuzluluk ile birlikte, oldukça yüksek miktarda, sülfat ve toprak alkalitesi saptanmıştır. Isısı oldukça yüksek olan bu sular, özellikle Fransa ve bazı avrupa ülkelerinde son yıllarda yaygın bir biçimde kullanılan TALASSOTERAPİ MERKEZLERİ'nde deniz suyu ısıtılarak elde edilmektedir. Çeşme kaplıca sularıyla yapılan tedavilerde, özellikle bazı ilthabi ve kronik sendromlarda ve bu arada kronik iltihaplı kadın hastalıklarında, bronşektezi gibi bazı üst solunum yolları kronik hastalıklarında, suların rezalitif özelliklerinden yararlanılmaktadır. Ayrıca lokomotor sistemin ağrılı hastalıklarında, bazı enfeksiyöz tip ve degeneratif romatizmalarda kalsiyum teşekkülün geciktiği kırık vakalarda ve polio şekillerinde değerlendirilmektedir. Şifne'deki içme suları ise hipostetik mideler için yararlı olmakta ve ayrıca müshil olarak ta kullanılmaktadır...

ÇEŞME KAPLICALARI TAHLİL RAPORU

Bu suyun içindeki Anyon ve Katyonlar birleştirilince takribi şöyle oluyor:

Suda Bulunan Mineraller Miktarı Gr/lt.
Na2SO4 0.830
CaSO4 0.920
NaCI 15.300
CaCI2 1.360
MgCl2 0.560
Ca(HCO3)2 1.203
Mg(HCO3)2 0.990
H2SiO3 0.1226

Prof. Dr. Kerim Ömer ÇAÐLAR

Ilıca ve Şifne kaplıcaları, eski ve yeni bütün romatizma, siyatik sıraca, oynak, kemik aralıklarının romatizmadan gayri şişliklerine, oynakların içindeki kese şişliklerine, kemik iltihaplarına, kemik veremlerine, burun iltihaplarına, sinir hastalıklarına, her nevi böbrek, mesane ve kadın hastalıklarına yararlı olduğu doktorlarca tesbit edilmiştir.
Devamlı surette kuzey rüzgarları esen Ilıcalarda yazın hava sıcaklığının 27 dereceyi geçtiği nadiren görülür. Sıcak çamur banyosu alacak hastaların kaç dakika ve hangi derecede banyo alacaklarını hekime danışmaları kendi sağlıkları için daha uygun olur.
Çeşme kaplıcalarındaki ÇAMUR BANYOLARI cildin buruşukluğunu giderir, güzelleşmesini sağlar.
Devamını görmek için tıklayınız !Ilıca Kaplıcaları – Şifne – İzmir

İzmir (Selçuk)Şirince Köyü

3 Mart 2010 Çarşamba

İZMİR'den ŞİRİNCE YOL TARİFİ Bilgi almak için tıklayın!
Selçuk'tan Şirince'ye yol tarifi Bilgi almak için tıklayın
 Şirince Köyü’nün eski kaynaklarda “Dağdaki Efes” adıyla anılması bu köyün köklü bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir. Yerleşimin tarih sahnesine çıkışını belirleyecek kesin bir ipucu olmasa da Efes kentinin dağılıp limanın Kuşadası’na (Scala Nova)
taşınmasıyla küçük bir grubun dağa çıkmış olması görüşü hakimdir. Bu insanlar Menderes nehrinin getirdiği alüvyon ve taşkınlar nedeniyle bölgede zorlaşan yaşam koşulları neticesinde ovayı terk ederek dağda yerleşmeyi tercih etmiş olmalıdırlar.
Köyün geçmişteki Çirkince ismine değin anlatılan o ki, dağdaki köyün varlığını gizlemek için Ayasuluk’ta ve başka yerlerde Çirkince denip durur. Bu adlandırmaya dair anlatılanların en belli başlısı, Aydınoğulları döneminde azat edilen bir grup Rum’un kendilerine gösterilen yere yerleştikten sonra civar köydekilerin “yerleştiğiniz yer güzel mi?” sorusuna verdiği yanıttır: “Çirkince”.
*****
Şirince’de bilinen en eski yapı, Helenistik dönemden. Büyük bir olasılıkla Efes kentinin kurulduğu Lysimakhos çağına ait olan bu yapı aslında bir kule. Stratejik konumdaki Klaseas Vadisi içinde Efes kentinin erken uyarı sisteminin bir parçası olarak düşünülmesi gerekiyor. Yapı, Bizans döneminde değişikliğe uğramış. Bugün yörede manastır olarak biliniyor.
Köydeki bir şeftali bahçesinde bulunan ve üzerinde Georgios (Yorgo) adına rastlanan pişmiş topraktan ekmek damgası yörede Bizans Çağı’nda toplum yaşamının varlığına işaret etmektedir.
Birtakım kayıtlar, Türkler’in yöreye gelmeleri ve Ayasuluk’u (Selçuk Kalesi çevresi) merkez edinmeleri sırasında, bugünkü yerleşimin yerinde Kırkınca (Kyrkindje, Kirkindsche, Kirkidje, Kırkıca) isimli bir köyün 16. yüzyılda varlığını gösteriyor.
Kırkıca’ya ilişkin en eski gezi günlüğüne, 1698-1702 arasında İzmir’de yaşayan bilgin papaz Edmund D. Chishull’un “Türkiye Gezisi ve İngiltere’ye Dönüş” adlı kitabındaki hatıralar arasında rastlıyoruz. Chishull, 1699 yılının 30 Nisan günü Tire’den ayrılarak Efes ören yerine ulaşır. Kitaptan anlaşıldığı kadarıyla Efes çevresinde konaklanacak yer Kirkidje Köyü’dür. Chishull ve rehberi Ayasuluk tepesinin doğusundan Klaseas Vadisi’ni izleyerek akşam saat sekiz sularında köye ulaşırlar. Gerisini Chishull’dan dinleyelim:“... Onun rehberliğinde atlarımızla Efes hisarının altından birbuçuk saat süren yorucu ve uzun ama zevkli bir yoldan ve çağlayanlı bir derenin bulunduğu iki tepe arasında gittik. Her iki yanımızda sarkan mersin, zakkum, katırtırnağı, erguvan, leylâk ve diğer haz verici ağaçların koyu gölgeleriyle ağırlandık...”
Geceyi katırcıların kurdukları çadırlarda geçirdikten sonra ertesi gün, 1 Mayıs günü köyü dolaşırlar. Chishull’un aktardığına göre köyün tüm halkı hristiyandır.“...Köyün papazı bize, güya İncil yazarlarının el yazılarını göstermek istedi. “Havvarilerin Yaptıkları” kitabında açıklanan yedi papaz yardımcısından biri olan Prochorus tarafından yazıldığını iddia ettiği bir İncil gösterdi. İncelememiz sonucunda harflerin eski, belki 6. veya 7. yüzyıldan kalma olduğunu gördük. Kitap, ya İncil’in kopyası ya da bir dua kitabıydı....”
Chishull ve beraberindekiler aynı gün öğleden önce Kırkınca’yı terk ederek Efes’e inerler.
Bir dönem eşkıya yatağı olan Çirkince ve civarı 1780’li yıllarda Osmanlılar tarafından iskân edilir ve Ege Bölgesi’nin pek çok yerinde olduğu gibi. Çirkince’ye de, toprağı işleyip vergi verirler düşüncesiyle Rumlar yerleştirilir. Hızla kalkınan köy, 19. yüzyılda yaklaşık 5000 rum nüfus barındıran 1800 haneden oluşmaktadır. Çirkince, bu dönemde incirleriyle meşhur önemli bir merkez haline gelir. Osmanlı İmparatorluğu’nun en büyük iki incir ihracatçısı Çirkinceli’dir.
“Köylünün kemerini altınla dolduran incir! Sadece Aydın ilinde değil, bütün Doğu’da, Avrupa ve Amerika’da bile ün salmıştı incirlerimiz. Derisi var mı, yok mu anlayamazdınız, öylesine inceydi; Anadolu’nun o canım güneşiyle ballanmışlardı.”
Benden Selâm Söyle Anadolu’ya isimli romanın, Çirkince’de yaşamış Yunanlı yazarı Dido Sotiriyu’nun ballandırarak anlattığı incirden başka Osmanlılar’ın önemli ihraç maddelerinden biri olan tütün de Çirkince’nin pek tanınan ürünlerindenmiş bir zamanlar. Köyün bugün restoran olarak kulanılan Rum dönemi okulunun, tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte incir tüccarları tarafından yaptırıldığı söylenmektedir.
1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı, Anadolu’da tüm şiddetiyle kendini gösterir. Osmanlı hükümeti Kırkıca Köyü’nün rum gençlerini Amele Taburu denilen özel çalışma birliklerine kaydeder. Ancak taburdan kaçanlar dağlarda çetelik yaparak ya da Yunanistan’a sığınarak direnişte bulunurlar. 1918 yılında savaşın bitmesiyle Kırkıcalılar’dan sağ kalanlar köylerine dönerler. Bu yılları Dido Sotiriyu şöyle dile getiriyor:“Almanlar mühimmat depolarını olduğu gibi eski Efes’te bırakmışlardı. Mondoros Mütarekesi’nin emrettiği gibi, bu depoları müttefiklere teslim etmekle görevli Türk jandarmaları ise kaçmıştı. Ve Kırkıca Köyü’nün sakinleri, karanlık bastırdığı andan itibaren eski Efes’in yollarını arşınlayarak depolardaki bütün silâh ve patlayıcı maddeleri köye taşıdılar. Ve ancak o vakit hür hissettiler kendilerini. Kamburu çıkmış sırtlar birden düzeldi...”

15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal eden Yunan Ordusu Kırkıca’da büyük bir coşkuyla karşılanır. Kendini Yunanlı kabul ederek Yunan Ordusu’na gönüllü asker olarak yazılan Kırkıcalı, Urlalı, Bornovalı, Kuşadalı rum gençlerin başına Yunanlı subaylar verilerek bağımsız alaylar oluşturulur. 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması, Müttefikler’le bir olup Batı Anadolu’yu paylaşmak hülyasındaki bu gençleri daha da cesaretlendirir. Ancak Türk Kurtuluş Savaşı’nı noktalayan 30 Ağustos 1922 Büyük Taarruz Zaferi ve bunun ardından 9 Eylül 1922’de İzmir’in düşman işgalinden kurtarılması sonrasında bu yörede yaşayan rum köylülerin çoğu Yunanistan’a göç ederler. Bu göçlerden Kırkıca da nasibini alır, birkaç yaşlısı dışında ıssız bir köy hüviyetine bürünür. 1924’teki Göçmen Mübadelesi Anlaşması’yla Selânik, Kavala ve Provusta’dan gelen Türkler’in buraya yerleştirilmeleriyle köy yeniden canlanmaya başlar. Cumhuriyet’in ilk yılarında köyü ziyaret eden, dönemin İzmir Valisi Kâzım Dirik Paşa Çirkince’nin adını Şirince yapar. Dirik Paşa’nın “Böyle güzel bir yer Çirkince olamaz; olsa olsa Şirince olur.” dediği bugün halâ dilden dile aktarılmaktadır.
Şirince Çarşı
Devamını görmek için tıklayınız !İzmir (Selçuk)Şirince Köyü

İzmir-Çeşme

2 Mart 2010 Salı

Çeşme Kalesi ve Müzesi Çeşme'nin en çok ziyaret edilen tarihi eseri II. Beyazıt'ın yaptırdığı kale bugün müze olarak kullanılmaktadır. Çeşme kalesi ise, 1508 yılında Osmanlı Padişahı II. Beyazıt tarafından, Aydın Valisi Mir Haydar aracılığıyla, Mimar Ahmet oğlu Mehmet'e yaptırılmıştır. Kalenin ilk inşaatı tam deniz kıyısına yapılmıştır. Ancak, sonraki yıllarda denizin doldurulması sonucu bugünkü konumunu almıştır.

Çeşme SahilKale ve liman, ticaret ve savaş gemilerini kötü hava koşullarına ve düşman saldırılarına karşı korumaktaydı. Kalenin güney kapısı, Osmanlı mimarisinin bütün özelliklerini taşımaktadır. Günümüze kadar çok iyi bir şekilde korunarak gelen kale içinde Çeşme Arkeoloji Müzesi yer almaktadır.

Çeşme Müzesi ilk defa 1965 yılında İstanbul Topkapı Müzesi'nden getirilen silahlarla silah müzesi olarak ziyarete açılmış olup, 1984 yılına kadar böyle devam etmiştir. Müzede bulunan silahlar salondaki aşırı nemden dolayı oksitlenerek bozulmaya başladığından, İzmir Arkeoloji ve Ödemiş müzelerine devredilmiştir. Aynı teşhir salonu düzenlenerek 1964 yılından beri devam eden Ildırı (Erythrai) antik şehrinde yapılan kurtarma kazılarından elde edilen eserler sergilenmektedir.
Kervansaray [değiştir]1529 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan iki katlı kervansaray, tipik Osmanlı dönemi kervansaraylarından biridir. Bir benzeri de Kuşadası'nda (Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı) bulunan yapının mimarı, Ali Pabuççu'nun oğlu Ömer'dir. "U" biçiminde bir plana sahip olan yapının ortasında geniş bir avlu, bu avlunun çevresinde de dükkân, depo ve odalar yer almaktadır. Merdivenle birinci kata çıkılır, burası da biçim bakımından zemin katına benzer. Zamanında kervansarayın misafirleri özellikle yabancı tüccarlarmış. Bunlar mekanı ya hayvanlarıyla geceyi geçirebilecekleri bir konut ya da şehirlerde mallarını koyacak ve satacak bir yer olarak kullanırlarmış. Bu kervansarayın restorasyonu tamamlanmış olup günümüzde otel olarak hizmet vermektedir.

Çeşme meydanıErythrai, Çesme merkezine 27 Km. uzaklıkta küçük adacıkları olan güzel bir koyun üzerinde kurulmuştur. Arkeolojik kalıntılarda M.Ö. 3000 de Erythoros yönetiminde olan kolonistler tarafından kurulduğu anlaşılmaktadır. Şehrin kuruluşunu takiben bir süre krallıkla yönetildiği bilinmektedir. M.Ö. 7. yüzyıl da İyon şehirleri arasında oluşturulan dini ve siyasi birlik olan "Panionion" a girmiştir. Pers egemenliğinden kurtulmak için gerek Yunanistan`daki gerekse Anadolu`daki şehirler zaman zaman girişimlerde bulundukları bilinmektedir. Nitekim Erythrai de Yunan donanmasının yakılması ve başarısızlıkla sonuçlanan Lade Deniz Harbine (M.Ö. 494) katılmışlar ve daha sonra Attik-Delon Deniz birliğine de üye olmuşlardır. M.Ö. 4 yüzyılda Karia`daki Pers satrap Mausolos ile de dostane ilişkilerinin olduğu bilinmektedir. Öyle ki Erythrai'liler Mausolos`a duydukları şükran hissinin bir ifadesi olarak onun Tunç`tan yapılma, altın saçlı heykelini Agora'ya dikmişlerdi. Perslerle Mausolos dolayısıyla olan bu yakınlaşma, Erythrai`lilerle büyük ilişkileri bulunan Atameus Kralı Hermias'ın M.Ö. 345'de Perslere karşı harekete geçmesiyle bozulmuştur. Erythrai otonomisini kaybetmiş, ancak M.Ö. 334'de İskender`in şehri almasıyla bağımsızlığa kavuşmuştur. Erythrai hakkında milattan sonraki asırlara yönelik pek bilgi bulunamamaktadır. Önemini yitirdiği için, Bizans egemenliğinde köy hüviyetine girmiştir. On birinci asra kadar Ephesos metropolitine bağlı psikoposluk şeklinde görülen Ertyhrai`nin Çaka Bey`den sonra Türk egemenliğine girdiği bilinmektedir. Kesin olarak Türk egemenliğine girdiği 1336'dan sonra Erythrai, Erythre, Rhtrai, Lythri şeklinde isim değişikliklerine uğrayan bu yerleşim yeri, 16.yüzyıldan sonra İlderen ve Ildırı halini almıştır.


Ildırı'da gözle görülen kalıntıların başında şehir surları gelir. Bunun yanında akropolis, kuzeyinde tiyatro ve yapılan kazılarda ortaya çıkan Hellenistik ve Roma Döneminden kalma villa yapıları, Arkaik Döneme ait Athena tapınağı, Bizans döneminde inşa edilmiş kilise, Cennettepe olarak adlandırılan yerde Roma villası ve mozaikleri, Geç Roma-Bizans Döneminde inşa edilmiş hamam yapısı görülebilir. Ildırı antik şehrinde yapılan kazı ve araştırmalar sonucunda ortaya çıkarılan askeri ve sivil yapıları ziyaretçiler ücretsiz olarak ziyaret etmektedirler.

Çeşme Arkeoloji Müzesi

Çeşme İlçesi’nin görülmeye değer tarihi ve kültürel değerlerden biri de Çeşme Kalesi’dir. Çeşme Kalesi

Sultan II. Beyazıt Döneminde 1508 yılında inşa edilmiştir. Aydın Valisi Mir Haydar tarafından Mimar Ahmet oğlu Mehmet’e yaptırılmıştır. Günümüze kadar çok iyi bir şekilde korunarak gelen kale içinde Çeşme Arkeoloji Müzesi yer almaktadır. Çeşme Müzesi ilk defa 1965 yılında İstanbul Topkapı Müzesi’nden getirilen silahlarla silah müzesi olarak ziyarete açılmış olup, 1984 yılına kadar böyle devam etmiştir. Müzede bulunan silahlar salondaki aşırı nemden dolayı oksitlenerek bozulmaya başladığından, İzmir Arkeoloji ve Ödemiş müzelerine devredilmiştir.
Aynı teşhir salonu düzenlenerek 1964 yılından beri devam eden Ildırı (Erythrai) antik şehrinde yapılan kurtarma kazılardan elde edilen eserler sergilenmektedir. Pişmiş topraktan yapılmış olan tanrı ve tanrıça heykelleri, büstler, mermer heykeller, gümüş ve bronz sikkeler, altın varak, amphoralar gibi eserler sergilenmektedir.

Ildırı’da (Erythrai)da gözle görülen kalıntıların başında şehir surları gelir. Bunun yanında akropolis ve kuzeyinde tiyatro ve yine akropolisin kuzeyinde yapılan kazılarda ortaya çıkan Hellenistik ve Roma Döneminden kalma villa yapıları, Arkaik Döneme ait Athena tapınağı, Bizans döneminde inşa edilmiş kilise, Cennettepe olarak adlandırılan yerde Roma villası ve mozaikleri, Geç Roma-Bizans Döneminde inşa edilmiş hamam yapısı görülebilir.

Ildırı (Erythrai) antik şehrinde yapılan kazı ve araştırmalar sonucunda ortaya çıkarılan askeri ve sivil yapıları ziyaretçiler ücretsiz olarak ziyaret etmektedirler.

Erythrai (Çeşme)

Çeşme'nin 15 kilometre kuzeyinde Ildır Köyü'nde bulunan Eriythrai (Ildır), 12 kentten oluşan İon birliği kentlerinden biridir. MÖ. 6.yy'da oldukça önemli bir yerleşim merkezi durumunda olan Erythrai'nin Mısır, Kıbrıs ve batı ülkeleri ile ilişkiler kurduğu ve ticaretini geliştirdiği bilinmektedir. Şehrin ortasındaki yüksek tepede bugün kalıntıları görülen bir Akropol bulunur. Burada yapılan kazılarda Athena Pallas Tapınağı'na adak olarak sunulmuş heykelcikler de bulunmuştur. Buluntular içinde en önemlisi Arkaik devrinden kalma bir kadın heykelidir ve halen İzmir Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Kenti karadan çeviren surlar iyi korunmuştur. İon, Hellen ve Roma dönemine ait kalıntılar olan Erythrai'de Devlet Agorası ve kutsal alan Herakleion henüz kazılmamıştır.
Devamını görmek için tıklayınız !İzmir-Çeşme

Kadifekale

28 Şubat 2010 Pazar


Tepekule'deki eski İzmir (Smyrna) dışında, kentin Pagos'ta (Kadife Dağı) yeniden kurulduğu alandır. İÖ. 4. YY'da kurulan kentten bugüne değin varlıklarını sürdüren Hellen, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait kalıntılar görülmeye değer arkeolojik öneme sahip eserlerdir. İzmir'in ve körfezin kuşbaşı seyir noktası olan Kadifekale, şehrin güneyinde 186 metre yükseklikteki bir tepe üzerindedir. 

Eski adı Pagos olan Kadifekale'de yaşayan Amazon kadınlarının, dağın eteklerinden Meles Çayı kıyalarına indikleri, hakimiyetlerini uzun yıllar sürdürdükleri rivayet edilmektedir.Büyük İskender'in generallerinden Lysmachos tarafından yaptırılan kalede halen bu döneme ait kalıntılara rastlanmakta, Bizans dönemine ait sarnıçlar bulunmaktadır.




Devamını görmek için tıklayınız !Kadifekale

Agora


Agora etimolojik olarak şehir meydanı, çarşı, pazar yeri demektir. Ticarî, adlî, dinî, siyasî fonksiyonları olan agora, sanatın yoğunlaştığı, felsefenin temellerinin atıldığı; stoaların, anıtların, sunakların, heykellerin bulunduğu yerdir. Tüccarların kalbidir.


İzmir'in Namazgâh semtinde bulunan agora, Roma Döneminden (M.S. 2. yüzyıl) kalmadır ve Hippodamos şehir planına göre merkeze yakın yerde üç kat halinde inşa edilmiştir. İzmir agorası İon agoralarının en büyük ve en iyi korunmuş olanıdır.
1932-1941 yılları arasında Rudolf Naumann, Prof. F. Miltner ve İzmir Efes müzeleri müdürü Selahattin Kantar tarafından yapılan ilk dönem kazılarla büyük bir bölümü ortaya çıkarılan İzmir agorasının, dikdörtgen formda, ortada geniş (120 x 180 m) bir avlu etrafında sütun ve kemerler üzerine inşa edilmiş üç katlı ve önünde merdiveni olan bileşik bir yapı olduğu anlaşılmıştır.
Uzun yıllar aradan sonra Kültür Bakanlığı'nın izni, İzmir Valiliği ile Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü'nün işbirliğiyle agorada son dönem kazıları 5 Ağustos 1996 tarihinde başlatılmıştır.
Agora'nın güneydoğu yönünde, 1980'li yıllarda yanan Misak-ı Milli İlkokulu'nun ihata duvarı yıkılıp 2835 m²lik bu alanın agoraya katılmasıyla agoranın alanı 16590 m²ye çıkmıştır. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin sponsorluğunda devam eden agora çalışmaları; agora meydanı, kuzey kapısı bazilika altı, batı yapısı (stoa), antik çarşı olmak üzere beş yerde kazı, restorasyon, arkeolojik temizlik ve çevre düzenlemesi şeklinde sürdürülmektedir.

Söz konusu çalışmalarda agoranın kuzey kapısının bulunmasıyla en önemli iş gerçekleştirilmiştir. Burada bulunan Tanrıça Vesta kabartmasının ilk dönem kazılarda çıkarılan Zeus sunağı kabartmalarının devamı olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca Tanrı Hermes, Dionysos, Eros, Herakles heykelinin yanı sıra pek çok erkek-kadın-hayvan heykeli, baş, kabartma, figürin vb. mermer, taş, kemik, cam, maden ve pişmiş topraktan eserler ele geçirilmiştir. Burada yeni bulunmuş yazıtlar M.S. 178 yılındaki İzmir depreminde kente yardım edenler hakkında bilgiler vermektedir.


Devamını görmek için tıklayınız !Agora

 
 
 

Görüntüleme Sayısı

Slayt (İZMİR RESİMLERİ)

İzmir haritası


taksi durakları

İZMİR TAKSİ DURAKLARI A B C Ç E
F G H I J
TELEFON NUMARALARIK L M N O
Aranan semtin ilk baş harfini işaretleÖ P R S Ş
BUL tıklatınT U Ü V Y
Z
İZMİR Alan kodu 232