Ebedi Takvim






Tire

26 Ocak 2012 Perşembe



TİRE HARİTA YOL TARİFİ
Tire yi Tanıyalım ...
Tire, İzmir’in doğusunda yer alır. Kuzeyinde Bayındır; doğusunda Ödemiş; batısında Selçuk ve Torbalı ilçeleri; güneyinde ise Aydın ili ile çevrelenir.
İlçenin yüzölçümü 784 k m2’dir. 1 beldesi (Gökçen) ve 64 köyü bulunmaktadır.
2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı’na göre toplam nüfusu 78.025’tir. Bu nüfusun 42.988’i merkezde, 35.037’si belde ve köylerde yaşamaktadır.
İlçede 76 İlköğretim Okulu, 11 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 12135 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 659 öğretmen görev yapmaktadır.
İlçede, 1 Devlet Hastanesi, 1 SSK Hastanesi, 14 Poliklinik hizmet vermektedir.
İlçe ekonomisi tarım, ticaret ve sanayiye dayanmaktadır. Tarım ürünleri başta pamuk olmak üzere, buğday, arpa, tütün, susam ve her türle meyve, sebzedir. Arıcılık ilerlemiş durumdadır. Besi ve süt inekçiliği gelişmiştir. Tire Organize Sanayi Bölgesinin kurulması sonucunda, ilçede sanayi de önemli ivme kazanmış bulunmaktadır.
Tire, 1308 yılında Aydınoğulları Beyliğinin kurulmasıyla Türk egemenliği ile tanışmış, 1426 yılında ise Osmanlı yönetimine geçmiştir. Tire, Osmanlı tarihinde XV. yy’dan XVIII. yy’a kadar kullanılan Darphanede mangır (bakır) ve Akçe (gümüş) adı verilen paraların kesilmesi nedeniyle önemli bir yere sahiptir. Tire Müzesinde, yörede bulunan arkeolojik ve etnografik görülmeye değer eserler sergilenmektedir.

Tire, 3 bin yıla varan mazisi, savaşları, sevdalılar, veli ve erenleri ile bir tarih cennetidir.
Doğa ve tarih kenti olarak tanınan Tire, gözde bir yerleşim merkezidir. İlk çağdan, Türkler öncesine değin Teira adıyla anılan kent, Türklerin yerleşmeleriyle Tire adını almıştır. Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Helen, Roma ve Bizans dönemlerini yaşamasıyla, tarihte zengin bir kültür mirasına sahiptir. Efes'ten başlayıp, Tire'nin Batı köylerini içine alarak Bozdağ'a ulaşan Artemis tapınağı Kutsal Arazileri, yüzlerce yıl Tire'ye bir kutsallık kazandırmıştır. Özellikle Roma İmparatorları Jül Sezar, Avgustos, Trian gibi ünlüler, Tire topraklarından bir bölümünü bu arazilere ekleme yarışına girmişlerdir. Yine Roma döneminde Küçük Menderes toprakları, Roma Senatosunda Kaystros Senatörlüğü (Küçük Menderes) adıyla temsil edilmekteydi. Bizans Döneminde, özellikle Ortodoksluğun biçimlendirilmesinde Kadıköy (İstanbul) ve Nikea (İznik) kilise meclislerinde etkin, karar sahibi bir kent görünümünde olduğunu görmekteyiz.
Çağlar boyunca zengin coğrafyasının sağladığı olanakla birçok uygarlıklara sahne olan Tire, Tarihçi Pachmeres'in deyimi ile "Keşişler Yöresi ", Şerafeddin'in Zafer namesinde " Rum'un Meşhur Şehri " Evliya Çelebi seyahatnamesinde " Şehri Muazzam Tire", Katip Çelebi de "Eski Taht Şehri ", 1908 Tarihli Aydın vilayeti Salnamesinde "Ulemalar yatağı" tanımlamalarında tarihsel payı verilirken, diğer yandan Fransız Tarihçisi, Şair Lamartin doğal güzelliğini dikkati çekerek, "İsviçre kentlerini" andırıyor demektedir.
Türkler öncesi tarih, kültür ve inançların zengin bir birikimine sahip olan Tire dahasonraki Türk varlığıyla doruğa çıkmış ve yüzlerce yıl ürettiği değerleri, Türk toplumuna sunmuştur. Bu arada Tire Darphanesinden de söz etmek gerekmektedir. 15. yy. başlarından 18. yy. değin, darphanesinde mangır (bakır) ve akçe (gümüş) kesilmiştir. Özellikle, nakışlı mangırları Osmanlı dönemi bakır paraları içinde değerli kabul edilmektedir. Dünyanın saygın koleksiyonları içinde Tire Darplı paralar ciddiyet kazanmaktadır. Ünlü nümizmatlarımızdan rahmetli Cüneyt ÖLÇER, değişik koleksiyonlarda tespit ettiği, Tire darplı Osmanlı dönemi bakır paralarını çizimleriyle beraber vererek, kent tarihinin önemli bir sayfasının da netleşmesini sağlamıştır.
Son olarak elde ettikleri "Kartal Motifli" bir Tire darplı paranın çok önemli olduğunu ve bu paranın ilk nakışlı Osmanlı parası olabileceğini açıklamaları , kent tarihi açısından onurlanılacak bir belgedir. Esasen Cumhuriyet Dönemi öncesi Tire Mahalleleri içinde Darphane Mahallesi ile Darphane Vakfı Mescidinin bulunması konunun genişliğini açıklaması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Kent Tarihinde sosyal, ekonomik ve kültürel yaşantı zenginliği yanında , siyasi olay canlılığı ayrı bir birikim görüntüsü taşır. Kanuni Sultan Süleyman'ın hayran kaldığı kent coğrafyası, kronolojik önceliği ile Timur'u etkilemiş olacak ki, Ankara savaşından sonra ünlü hakan, kışıgeçirebilmek için Anadolu da en uygun yer olarak Tire'yi görmüştür.
İzmir'e 81, Selçuk'a 40 km uzaklıkta bulunan Tire, tarihi yapıları, el sanatları, çarşısı, yöresel yemekleri, çok renkli bir ilçedir. Tire'nin Batı Anadolu'da en eski yerleşim birimlerinden biri olması nedeniyle zengin bir kültürel birikimi vardır. Kentin ana yollar üzerinde bulunmayışı, Türk kültürünün değişik alanlarını kapsayan özelliklerini korumada etkili olmuştur. Kentteki ilk dönem zengin aşiret ve oba yerleşimi de buna eklenince, el sanatlarında Türk kültürünün kendine özgü yapısı özünü kaybetmeden günümüze ulaşabilmiştir. Tire Çelebi Mehmet zamanında Osmanlı toprağı olmuş. Pamuk ve pamuklu dokuması ile meşhurmuş. Yeniçerilerin iç çamaşırları Tire ve çevresinde dokunan ve Tire bezi diye adlandırılan bezlerden yapılırmış. 
Tire el sanatları içinde, urgancılık, semercilik, keçecilik, yorgancılık, hasırcılık, nalıncılık, saraçlık, beledi ve oyacılık gibi kendi öz kültürümüzün ürünleri başta gelmektedir. Bu sanatlar da el emeği, göz nurunun yanı sıra Türk zekasının da işleyişi ayrı bir değer taşımaktadır. Atalarımızın sanat aracılığıyla da olsa düşünce ve yorumda doğaya ne denli bağlı oldukları daha açık seçik görülmektedir. El sanatlarında kullanılan terim ve deyimlerin dilimiz açısından önemi vardır. Hiçbir etki altında kalmadan Türkçe’nin öz yapısını sanat içinde kullanmaları daha da anlamlıdır. El sanatlarındaki işleniş inceliği yanında, kullanılan terim ve deyimleri belirleyebilme açısından bu sanatlarımız önem taşır. Türk el sanatları içinde, ahşap oyma işçiliği kendine özgü bir yere sahiptir. Dini yapılarımızın minber, pencere, kapı ve tavan süslemelerinde dikkati çeken ağaç oyma sanatımız bir bakıma Türklerin sanatsal kimliğinin kanıtıdır. Geometrik ve bitkisel motiflerin kimi kez ayrı ayrı, kimi kez birlikte ele alındıkları bu sanat dalımız, ne yazık ki günümüze pek az örneklerini getirebilmiştir. Koruyamadığımız bu güzelliklerimiz az da olsa kimi örneklerin hala ayakta kalabilmenin şansına sahip olanlardır. Dini yapıların dışında, konakların benzer süslemeleri de aynı durumdadır. Yeşil İmaret, Yeniceköy ve Kazanoğlu camilerinin kapı ve pencerelerinde görülen işçilik, yıpranmalarına karşılık güzelliklerini koruyan örneklerdir.
TİRE Tarihçesi
Yeşil Tire'miz çağlar boyu zengin coğrafyasının sağladığı olanakla bir çok uygarlıklara sahne olmuştur.  Bunlar; Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Hellen, Roma ve Bizans dönemleridir.  Ancak Türklerin Tire'yi ele geçirmesiyle çok zengin tarih kültürü birikmiştir. Tire, Tarihçi Pachmeres'in deyimi ile "Keşişler Yöresi", Şerafeddin'in Zafernamesinde "Rum'un Meş-hur Kenti", ünlü gezgin Evliya Çelebi'nin (1611-1682) Seyahatnamesi'nde "Şehri Muazzam Tire" diyerek hayranlıklarını dile getirdikleri bir beldedir.
      Katip Çelebi, (1608-1656) Tire için "Eski Taht Şehri" derken, l908 Aydın Vilayeti Salnamesinde "Ulemalar Yatağı" denilmektedir.  Kentin ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekle beraber M.Ö. 2 bin yıllarında adının geçtiği ve Hititler dönemine uzanan kaynaklarda adının hisar-kale anlamına gelen Tyrha, Thyra, Thira, Thyroıon, Apateira, Teira ve Roma döneminde şehir anlamına gelen Arkadiapolis adıyla geçtiği görülmektedir.  Hitit arşiv belgeleri Kadeş savaşına katılanları sayarken Turşalardan (Tirha) söz etmektedir. İlkçağın ünlü coğrafyacısı Strabon, adını efsanevi Lidya Kralı Tmolos'dan alan "Tmolos dağları ile (Bozdağ), Messogis Dağları (Güme Dağı) arasında kalan Kaystros ırmağı (Küçük Menderes) güneyinde kalan topraklar Asya Çayırlarıdır. Hititler bu yere Assuwa ülkesi dediler.  Zamanla bu bölgenin adı kentlik yöre anlamına gelen Asya şeklini almıştır. Strabon'un sözünü ettiği Asya daha sonra Batı Anadolu için söylenmiş, zamanla büyük bir kıtanın adı olmuştur.
      Frigyalılar döneminde Heraklid Sülalesinin egemenliği altına giren Küçük Menderes Vadisi'nde bu dönem Frig krallığının yıkılması ile son buldu. Tarihi kaynaklardan bu döneme ait hiç bir bilgi edinememekte ve dolayısıyla bu tarihler karanlık olarak kalmaktadır.
      Lidyalılar döneminde Ephesos (Selçuk) ve Sardes (Salihli) arasında bulunan Kral Yolunu üzerinde bulunması ile önemini arttırmıştır.  Kimi kaynaklarda Lidya Devletinin ünlü krallarından Giges'in Tire Prensi olduğu yer almaktadır.
      Thomos'dan (Bozdağ) inen Paktalos (Sart Deresi) çayının altın rezervleri Lidya'yı dünyanın en zengin devleti yaptı ve dünyadaki ilk madeni sikke burada basıldı.
      Lidyalılardan sonra M.Ö. 650'li yıllarda Pers egemenliğine giren Tire, kısa bir süre sonra tekrar Lidya'ya bağlandı. Lidya kralı Krezüs'ün döneminde yeni ve büyük bir uygarlık ile büyük bir zenginlik oluşturuldu.
Çok geçmeden Krezüs Farslara yenildi ve Tire Fars'ların eline geçti. 213 yıl süren bir işgal devresinden sonra Tire Büyük hükümdar Büyük İskender'in istilasına uğramıştır. M.Ö. 323 yılında yerine veliaht bırakmadan ölen İskender'in ardından, Menandros, Kaystros ovasının yöneticisi oldu.  Daha sonra, sırayla Keitos, Antigonos, Lysimakhos ve Antiokhos'un eline geçen bölge, Antiokhos ile Pergamun (Bergama) kralı I. Attalos'un arasında Koleo çevresinde yapılan savaş sonucu Bergama Krallığına bağlanmıştır. Tire bu dönemde de çok gelişmiş ve özellikle bilim merkezi olmuştur. Hellenistik dönemde Sardes-Ephesos yolu Küçük Menderes ovasından geçmekteydi.
      Bergama Kralı Attalos'un ölümü ile Tire Romalılara geçmiş, bu dönemde Anadolu'nun en seçkin şehri haline gelmiştir.  Artemis kültürünün etkisi ile  şehir gelişmiş ve Efes şehrinin zenginleri Güme dağının eteklerini şato ve saraylarla süslemişler, Tire bir sayfiye merkezi olmuştur.
      Tire Müzesinde bulunan bir kitabeden Büyük Artemis oyunları düzenlendiğini ve bu oyunlara Kaystros'luların katıldığını anlıyoruz. M.S. 262 senesinde meydana gelen çok büyük depremden sonra bu yapılar yerle bir olmuştur.
      Roma döneminde Tire önemli bir siyasi konuma da sahip bulunuyordu. Küçük Menderes yöresinin Kaystros Senatörlüğü Roma Senatosunda temsil edilmekteydi. Bu dönemde Tire bir hristiyan şehri haline gelmiş ve her yerde kiliseler ve ayazmalar yapılmıştır. Bu dönemin eserlerinden Halkapınar Köyündeki II. Teos'un anıtsal mezarı dikkate değer bir örnektir.
      Roma'nın ikiye ayrılışı üzerine Doğu Roma yani Bizans imparatorluğu sınırları içinde kalan Tire, dönemin önemli kentleri içinde idi. Hıristiyan dininin Ortodoks mezhebinin etkin rolü ortaya çıkmış, Kilise listelerinde Asya eyaletinin Başpiskoposluk merkezlerinden bir olarak yer almıştır.
      Bizans döneminde Kadıköy (İstanbul) ve Nikea (İznik) Meclislerinde etkin, karar sahibi bir kent olarak görülmektedir.
      Malazgirt savaşının ardından gerçekleşen Anadolu'nun Türkleşmesi süreci, Batı Anadolu'nun fethi ile tamamlandı. 
Özellikle kıyı Ege'de fetih ve iskan 1300'lü yılların başında gerçekleşti. Selçuklu devletinin yıkılış sürecine geçtiği bu dönemde, gerek Moğol otoritesinin zayıflaması, gerek Selçuklu Uç Beylerinin hareket alanı bulmaları fethin gerçekleşmesinde etkili oldu. Menteşe Bey 1282 yılında Aydın'ı ele geçirmeyi başardı. Daha sonra  Menteşe Beyin Damadı olan Sasa Bey, 1304'de yardıma çağırdığı Germiyan Emiri Aydınoğlu Mehmet ile birlikte Tire, Ayasuluğ (Selçuk), Birgi ve Keles'i (Kiraz) ele geçirmiştir. Aydınoğlu Mehmet Bey 1308'de Birgi'yi ele geçirince daha önce Birgi'yi ele geçirmiş ve iskanı kurmuş olan Sasa Beyle arası açılmış oldu.
Bu olayla başlayan gelişmeler sonucu Mehmet Bey kumandasındaki Aydınoğlu kuvvetleri ile, Sasa Bey yönetimindeki Menteşe Birlikleri Tire ovasında karşılaştı.  Mehmet Bey üstünlük kazanıp, Sasa Bey'de savaş meydanında ölünce 1310 yılında Aydınoğlu Beyliği kurulmuş oldu.
1310 yılında Küçük Menderes yöresi toprakları üzerinde Aydınoğulları Beyliğinin kurulması ile Kent hızlı bir gelişim sürecine girmiş, yeni Türk kentine bu tarihten itibaren yüzlerce aşiret, oba ve oymağın yerleşmesi hem ekonomik büyümeyi hızlandırmış, hem de folklorik zenginliği sağlamıştır. Beylik döneminde Tire'de çarşı, zaviye, cami, medrese,han, hamam, su yolları, köprüler inşa edilerek kent yeniden yapılanma aşamasına geçmiştir.
      Aydınoğulları Tire ve Ayasuluğ'da (Selçuk) gümüş ve bakırdan para bastırmışlardır.  Tire darphanesi Osmanlılara geçtikten sonra da XVI. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı paralarını basmaya devam etmiştir. 1425 yılında Tire Darphanesinde basılan ve Osmanlı mangırları içinde ilk defa kartal motifli paranın bulunması dikkatle izlenmesi gereken kent özelliğinin işaretini vermektedir.
1390 yılında Aydınoğulları Beyliği, Osmanlılara bağlanınca Beylik lideri İsa Bey Tire'de oturmaya zorunlu tutulmuş ve başkent Selçuk'tan çıkarılmıştı. Yıldırım Beyazıt (1360-1403) İsa Bey'in kızı Hafsa Sultanı alarak akrabalık sağladı. Bu olay Beyliğin ilk sona erişi oldu.
      Osmanlı Devletinin Ankara Savaşından yenik çıkması siyasi dengeyi değiştirdiği gibi Aydınoğulları Beyliğinin yeniden tarih sahnesinde görünmesini sağladı. Beyliğin, Ankara Savaşından sonraki yönetim kenti Tire olmuş, Beylik lideri İsa Bey'in çocukları Musa ve II. Umur Beyler babalarının ölümünden sonra Beyliği Tire'den yönetmişlerdir. Ankara Savaşından sonra Timur kışı Tire'de geçirmiş ve Tire'de bir kaya üzerine Farsça bir kitabe kazdırmıştır ve bu konuda Fransız tarihçi Alphonse De Lamartine, “Osmanlı Tarihi” adlı eserinde “şelalesi, gölü ve çam ağacı reçinesi kokan haliyle İsviçre kentlerine benzeyen Tire “ diye yazmıştır.      
1402 Ankara Savaşı'ndan sonra Musa Bey’in kısa süren bir liderliği olmuşsa da, sonuçta Cüneyt Bey duruma hakim  olmuş ve II. Umur Beyin kızını alarak Aydınoğulları Beyliğinin başına geçmiştir. l426 yılına dek süren Cüneyt Bey - Osmanlı sürtüşmesi, Cüneyt Beyin öldürülmesi ile Aydınoğulları Beyliği ortadan kalkmıştır.
       Aydınoğulları Beyliği düşünsel üretim açısından oldukça dikkat çekici özelliklere sahiptir. Gezgin İbni Batuta'nın  l333 yılında Birgi'ye yaptığı ziyarette tanıştığı Başkent Kadısı İbni Melek (İzzettin Abdüllatif Ferişte) üzerinde  durulması gereken bir isimdir. Bu din, fıkıh, hadis ve hukuk  bilgininin yazdığı eserler yalnız Aydın ili topraklarında değil, Osmanlı İmparatorluğu Medreselerinde bir ders kitabı olarak okutulmuştur. Kendi adını taşıyan Medresesi l919 yılına kadar açık kalmıştır.
       14. yüzyılda Tire İbni Batuta'nın ifadesi ile bir ahi kenti olup, gelişme ortamı bulan inanç özgürlüğü Mevlevi,  Rufai, Halveti, Hurufi, Bektaşi, Nakşibendi, Şazeli ve Uşşaki gibi tarikatların gelişme ve büyümesini sağlamıştır.
       Evliya Çelebi Seyahatnamesi'ne göre şehirde yetmiş adet tarikat tekkesi vardı. En büyüğü Arappınarı tekkesi olup, Şeyhi halveti tarikatından İbrahim efendidir. Bursa'da gömülü olan Hazreti Üftade Efendinin halifesidir. Şehirde yirmi binden fazla müridi vardır, diye yazmıştır.
      Bu dönemin eserlerinden günümüze kalan en önemli eserler Aydınoğlu Cüneyt Bey tarafından yaptırılan Ulu Cami, Kara Hasan Bey tarafından yaptırılan Kara Hasan Camii, Aydınoğlu İsa Bey tarafından yaptırılan İsa Bey Hamamı, Aydınoğlu Umur Bey'in kızı Gürcü Melek Hatun tarafından yaptırılan Gürcü Melek Hatun Mescidi ve Hafsa Hatun Zaviyeli Cami, hamamı ve imareti ile 14. yüzyılda İbni Melek tarafından yaptırılan Terziler hamamıdır. Günümüzde de kullanılmaktadır.
1426 yılında kesin bir şekilde Osmanlı Devletine bağlanan Tire, gerek siyasi, gerek ekonomik ve gerekse kültürel varlığı nedeniyle Osmanlıların bu kente daha ciddi eğilmelerini sağlamıştır. Bu dönemde yeni kurulan Aydın Eyaletinin Sancak Merkezi de Tire olmuştur.
      Özellikle II. Murat (1404-1451) ve Fatih Sultan Mehmet (1432-1481) dönemlerinde girişilen imar hareketleri kenti kısa sürede İmparatorluk sınırları içinde birinci dereceden bir kent konumuna sokmuştur. Birçok ünlü sadrazamları eğiten kent, birçok devlet adamı yetiştirerek saraya sunmuş, İmparatorluğun gözde şehirleri olan Mekke, Medine, İstanbul, Şam, Bağdat, Kahire ve Bursa'da Tire'li kadı ve müftüler görev yapmışlardır. Bunların başlıcaları Bostani Mehmet Efendi (Kanuni Sultan Süleyman döneminde şeyhülislam), Bostanzade Yahya Efendi (İstanbul Kadısı, Bursa Hakimi), Bostani Mustafa Efendi (İstanbul Kadısı, Rumeli Kazaskeri), Bostanzade Mehmet Efendi (Selanik Hakimi), İbni Melek (Aydınoğullarının ve Osmanlıların padişah hocası), Dülgerzade Mehmet Efendi (Bağdat Kadısı), Nureddin Hamza Efendi ( Padişah Defterdarı), Leyszade Pir Ahmet Çelebi (Üsküp Kadılığı), Ethem Efendi oğlu Şeyhi Efendi (Manisa, Medine, Bursa Hakimi)'dir.
      İstanbul'un fethi ile Rum nüfusunu kırmak amacı ile Tire halkından yaklaşık 35000 kişi Vefa semtine yerleştirilmiştir. Vefa semtine adını veren Muslihiddin Mustafa Vefa Bin Mehmet Tire'li olup Tire'den İstanbul'a giden beyin göçlerinden biridir. Ayrıca Üsküp ve Bayburt şehirlerinin kurulmasında Tire'nin pay sahibi olduğunu belgeler göstermektedir. Bu dönemde Tire iskan sağlayıcı kentler grubu içinde ilk sırada yer almıştır.
      Tire'ye 1868 yılında Sultan Abdülaziz (1830-1876) döneminde İngilizler tarafından demiryolu hattı döşenmiştir.
      XVII. asır sonlarında Osmanlı ülkesini ziyaret eden Polonyalı Ermeni Simeon Seyahatnamesinde Tire'yi zengin ve ticareti canlı bir kent olarak belirterek her gün yük bağlandığını ve bir kervanın yola çıktığını belirtir. Evliya Çelebi l671 yılında hacca giderken üzerinden geçtiği Tire'yi büyük ve canlı bir şehir olarak yazmıştır. Ona göre şehrin 68 mahallesi, 36 cami olmak üzere 144 mihrabı, 30 medresesi, 13 hamamı, 27 hanı, 60 okulu, 270 çeşmesi, kurşun kubbeli 5 sebili ve evden eve akan suları vardı.
      Bu dönemin eserleri saymakla bitmez. Önemlileri II. Murat'ın kumandanı ve Aydın Sancak Merkezi'nin Beyi Halil Yahşi Bey'in yaptırdığı Yeşil imaret adıyla anılan zaviye Anadolu'daki ilk yarım kubbeli zaviye olması ve mekanı paylaşan yan odaların Mevlevihane olması ile bu özelliğini günümüze dek koruması kentimiz turizmi açısından da önemlidir. Yavuz Sultan Selimin damadı ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1539 yılında Sadrazam olan Lütfi Paşa'nın yaptırdığı Paşa Cami, Yeni Han ve Kurşunlu Han, Eski Yeni Hamam, Çatal Çeşme, Yavuz Sultan Selim'in (1470-1520) Sadrazamlarından Lala Sinan Paşa'nın yaptırdığı Cami ve dükkanları, Fatih Sultan Mehmet'in Sadrazamlarından Rum Mehmet Paşa'nın yaptırdığı cami, hamam ve dükkanları, Kanuni'nin defterdarlarından Abdüsselam Efendi'nin yaptırdığı Ali Efe Hanı, Sultan II.  Selim'in yaptırdığı (1524-1574) Dar-ül Kurra Medresesi, Yoğurtluoğlu Mehmet Beyin yaptırdığı cami, medrese ve rasathane, eski kaynak bilgilerine göre planı Mimar Sinan tarafından yapılan ve Sadrazam Ferhat Paşa'nın oğlu Mehmet Çavuş’un yaptırdığı Yalınayak Cami, Yeniçeri Kethüdası Behram Paşa tarafından yaptırılan Yeni Cami, II.  Mahmut (1786-1839) devri devlet adamlarından, Şam ve Bağdat valiliklerinde bulunmuş Necip Paşa tarafından 1827'de yaptırılan Necip Paşa Kütüphanesi, 1684 yılında Hacı Seyyid Hamza Ağa tarafından yaptırılan Yenice Köy Camii bu dönemin en güzel örnekleridir.
      Çağlar boyunca hem siyasi geçmişinden, hem de ekonomik gücünden yararlanan Tire tarih sahnesinde hep kalmıştır. Sürekli başkaldıran kentin, olaylardan uzak tutulması için hep güçlü kişiler atanmıştır.  Kent tarihinde siyasi olay canlılığı ayrı bir birikim taşır.  Kanuni Sultan Süleyman'ın hayran kalarak Rodos Seferi dönüşünde 40 gün konakladığı kent coğrafyası, Timur'un Ankara savaşından sonra kışı geçirdiği belde olmuş, Çelebi Mehmet Karamanoğullarını dize getirmek karargah olarak Tire'yi seçmiştir.   
      I.  Fetret Devrinin en ciddi olaylarından Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin'in (1368-1420) Batınılik hareketinin plan merkezi Tire olmuş, l624 yılındaki Celali Cennetkaroğlu (?-1625) ayaklanması Tire'yi etkilemiş, l8. yüzyılda Mollalar harekatı ile sarsılan kent, l832-1834 yılları arasında Mısır Seraskerliği geçici hükümeti'nin işgaline uğramış, Kavalalı Mehmet Ali Paşa (1769-1849) ve oğlu İbrahim Paşa'ya (1798-1848) Mısır, Suriye ve Adana'nın verilmesiyle sonuçlanan Kütahya antlaşması ile Mısır askerleri Anadolu'dan çekilmiş, Osmanlı tarihinde II. Fetret Devri diyebileceğimiz siyasi, sosyal ve ekonomik otorite boşluğunu yaşamıştır. Bu dönemde İbrahim paşa ordunun giderlerini ve yiyecek gereksinimini Tire'den sağlamıştır. Mısır Seraskerliğince Kütahya'dan Tire'ye gönderilen buyrultular, kentin ne derece ekonomik güce sahip olduğunu göstermektedir.
      Osmanlı devletinin son dönemlerinde işgal gören kent 27  Mayıs l919'da (Ş.S.Aydemir Tek Adam 2. Cilt 76) kente giren düşmanlara Zincirli kuyu Kurşunu ile karşılık vererek, 4 Eylül 1922'de özgürlüğüne kavuşmuştur.  Mustafa Kemal'in Havza Bildirisi ile harekete geçen Efe grupları Tire'yi işgalden kurtarmış ve Kuvayi Milliye içinde haklı yerini almıştır. Küçük Menderes ovasının efeleri topraklarını ele geçirmeye çalışan emperyalizme boyun eğmemişlerdi.
      Tire tarihinde sosyal olayların yanı sıra doğal olaylar ile de karşı karşıya kalmıştır. l653 yılında şiddetli, 1739 Nisanı ile 1778 Haziran'ında orta şiddetli depremler olmuş, 1846 ile 1850 yılları arasında devam eden depremler 40 gün sürmüştür. 1880 Temmuzunda büyük bir yangın olmuş, 2 Temmuz 1916 yılındaki yangında Tire çok büyük zararlara uğramıştır. Tarih boyunca geçit yolu üzerinde bulunması nedeniyle çeşitli salgın hastalıklara maruz kalmış en önemlisi, 1866'da çıkan veba salgınında sayısız insan ölmüş, bir sürü deve miras yolu ile bir haftada yedi sahip değiştirmiştir.
     Türkiye'nin idari örgütlenmesinde önemli bir yer tutan Tire, 1922'de Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması ve 1923'de Cumhuriyetin ilanı ile 20.Nisan.1924 tarihli Sancakların Kaldırılması ve Yerlerine İllerin kurulması kanunu ile yeni kurulan İzmir iline bağlanmıştır.

0 yorum:

Yorum Gönder

 
 
 
Slayt (İZMİR RESİMLERİ)

İzmir haritası


taksi durakları

İZMİR TAKSİ DURAKLARI A B C Ç E
F G H I J
TELEFON NUMARALARIK L M N O
Aranan semtin ilk baş harfini işaretleÖ P R S Ş
BUL tıklatınT U Ü V Y
Z
İZMİR Alan kodu 232